Month: December 2008

Nokia viNe

Pazartesi günü Nokia’nın halkla ilişkiler şirketi Marjinal’den Eda aradı, “Nokia viNe ile ilgili bir şeyler yapmak istiyoruz, katılırsan çok seviniriz” dedi, “İçinde şarap varsa neden olmasın” düşüncesiyle kabul ettim. Meğer viNe şarap değil, şarap gibi bir yazılım / komüniteymiş. Hastası oldum, o kadar şeker bir yazılım ki! Ne yazık ki yalnızca belli Nseries modellerde çalışabilen bir uygulama, ama bir Nseries almak için geçerli sebep bence.

viNe, sarmaşık anlamına geliyor bu arada, Burak sağ olsun hatırlattı dün yapılan toplantı sırasında. Uygulamayı viNe‘ın sitesinden telefonunuza yüklencek Symbian installer dosyasını çekerek uyumlu telefonunuza yükleyebiliyorsunuz ancak önce üye olmanız lazım.

Yükledikten ve kullanıcınızı tanımladıktan sonra uygulamayı çalıştırıp “Record” diyorsunuz ve background’da çalışmak üzere “Hide” edebiliyorsunuz, ardından hareket ettiğiniz yolu kaydederek ne rotanızı sisteme giriyor viNe, bu sırada dinlediğiniz müzik, çektiğiniz fotoğraf ve video gibi içerikleri GPS yardımı ile geotag’liyor. Yolculuğu bitirdiğinizde de bu içeriği sisteme yükleyebiliyorsunuz. (Ben evden Wi-Fi ile yükledim, EDGE üzerinden videolar gitmedi) ve aşağıdaki gibi birşeyler ortaya çıkıyor :)

Siteye girerseniz şayet, Maslak taraflarına zoom yapın, oralarda bir yerde “Nokia way viNe” içeriğimle elimden geldiğince birşeyler anlatmaya çalıştım.

YouTube en sonunda açıldı!

Ülkemizde neredeyse bir yıldır kapalı olan YouTube, yurdun bazı kesimlerinde yer yer sağanak bağlantılı olarak erişime açıldı. Son olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ben yutüba giriyorum, siz de girin” diyerek onore ettiği YouTube’un açılması yurdun bir çok noktasında 21 pare mouse tıklamasıyla kutlandı.

Deniz Tan, YouTube'un açılmasını ekranına sarılarak kutladı
Deniz Tan, YouTube'un açılmasını monitörüne sarılarak kutladı

“Senin Tüpün” anlamına gelen siteye girişte, kullanıcıları bir çok sürpriz bekliyor. Türkiye’den erişime kapatıldığı günden beri bir çok devrime sahne olan YouTube sitesi, artık 4:3 değil, 16:9 oranında video oynatıyor. Aynı zamanda canlı yayına da başlayan site üzerindeki münafık sayısının, Türkiye’den özgürce girilebildiği günlerdeki sayının  %8545’ine çıktığı, aradan geçen bunca zaman içerisinde Atatürk’e hakaret eden 12489 99 7 217878 adet video eklendiği biliniyor.

Döner yuvarlaklar

“Teknolojinin döner taşlarından biri olan CD bile “Teknoloji Müzik İçindir” iddiamın başlı başına bir kanıtı.”

Müzik yuvarlakları döndürerek evrilmeye başladı, insanoğlu girintiler ve çıkıntılardan oluşan tek bir şeridi yuvarlaya yuvarlaya bir teker haline getirdiğinde üzerine sesleri kaydedebildiğini fark ettiği gün, teknolojinin müziğin hizmetinde kul köle olacağının sinyalleri alınmaya başladı.

Philips, ki dönemin en büyük plak ve plakçalar üreticisidir, ilk CD standardını geliştirirken 74 dakikalık ses saklamayı düşünmüş önce, o güne kadar bestelenmiş aralıksız en uzun eser 74 dakika olduğu için. CD müzik için geliştirilmiş. Yuvarlak şeklinde. Tabi bu yuvarlaklar durmamışlar, ardından daha yüksek tanımlı ses ve görüntü için DVD’ler, daha yüksek tanımlı ses ve görüntü için Blu-ray’ler, HD-DVD’ler gelmiş…

Tabi bir de bir düzlemde olmayan yuvarlak dönerler var. Kaset bantları gibi. Kraftwerk adında inanılmaz bir Alman dörtlü, 1970’lerde bol tekrarlı tınıları sahnede sürekli çalmak yerine kaydettikleri kaset bantlarının tekrarlayan bölümlerini yapıştırarak yarattıkları “sample”larla (örneklem) tam 22 dakikalık Autobahn isimli eseri oluşturmuşlar. Daha sonraları bu teknik birçok müzisyene ilham vermiş, bu “tekrarlama” ve “örnekleme” yöntemleri sayesinde günümüzde bir çok albüm kolaylıkla yapılır hale gelmiş.

Eskiyi bir düşünün, bir albüm yapmanın maliyetini, plak bir kere tekrar tekrar kullanıldığında hiçbir zaman ilk kayıttaki ses kalitesini vermiyor, seslerin kayıt edilmesi için bir tek şans var, o da ilk çekim. Bir hata yapıldığında kayıt ortamını at çöpe gitsin. Bununla birlikte teknik seri üretim için yeterli değil, bir albüm yaptınız tamam, bundan sonra satışa yetişecek diğer kopyaları yaratmak kalıyor, o kadar plak nasıl basılacak? Hem maliyeti de çok yüksek!

Peki ya günümüz? Şimdi insanlar evlerinden çıkmadan milyonlar satabilecek bir albümü kayıt edebiliyorlar, hata olduğu zaman ise tekrardan başlayabiliyorlar. Sesleri çirkinse ona da çözüm var. Eskisi gibi değil.

Müziğin bol kazanç getirdiği fark edildiği andan beri teknoloji müzik için geliştirilmiştir. Gelişen teknoloji “Müzik”in daha kolay üretilmesini sağlamış, üretim maliyetlerini düşürmüş ve bu şekilde kârlılığını arttırmıştır.

Bu da şimdilik son sözümdür.

Teknoloji müzik içindir!

“Herkes teknolojinin hayatı kolaylaştırdığını sanır, bana bası verdikleri ilk güne kadar ben de öyle sanırdım.”

80’ler bir garipti; büyük vatkalar, pantolon içinde hapis edilen kazaklar, dili dışarda ayakkabılar, Maykıl Ceksın, 5 vitesli Doğan SL’ler (Süper Lüks), vokuhila modeli saçlar ve saymakla bitmeyecek korkunç nesneler.

Şanslı olanlarımız o yıllarda şu an “dalga geçilen” korkunç 80ler nesnelerinden tırsıp kıyıda köşede kalan Commodore, Amiga, Sinclair vb. elektronik cihazlarla karşılaştı. Bir kısmımız ailelerin “oyuncak” diye nitelendirdiği bu “pahalı” bilgisayarları sadece oyun oynamak için kullandı, kimimizse kod yazmak, müzik yapmak için. Şimdilerde kime sorsan “evet ya bende de vardı Commodore” tarzı bir laf duyabiliyor insan, hepsi BASIC’de kod yazmış falan. Bir gün ürünlerin distribütörlerinin arşivlerini ortaya çıkarıp kaç tane ürün satılmış bir öğreneceğim, eğer herkes doğru söylüyorlarsa adamlar paraya para dememişler 80’ler boyunca “naber lan kanka” demişler… Açık söyleyeyim bende bir tane Commodore 64 vardı, tanıdığım başka kimsede bu cihazdan olmadığından, tanıdığımı bırak, yaşadığım İskenderun’da bunlardan en fazla üç dört tane olduğundan ne yazık ki çocukluğum öyle çok C64 oyunlu, BASIC’li falan geçmedi. BASIC ile talışmam Türkiye’ye BBS’in geldiği (ya da benim ilk 14k modemime sahip olduğum) döneme denk gelir. Bu yüzden ben C64’ümle kısıtlı sayıda oyunu defalarca oynamaktan başka bir şey yapmadım, oyun oynadım, çünkü daha önce hiç duymadığım sesleri ilginç bir müziğe çeviriyordu bu aletler, şimdilerde o “ATARI müzikleri” elektronik müzik müptelalarının oldukça tuttuğu bir tarz haline geldi zaten… Kimilerimiz içinse hala bir yaşam tarzı.

Teknoloji ne içindir sorusuna herkes göz açıp kapama süresi içinde “hayatı kolaylaştırmak içindir” cevabını verir. Ben bu Pavlov refleksine karşı çıkıyorum arkadaşım. Teknoloji hayatı kolaylaştırmak için geliştirilmedi! Teknoloji müziği kolaylaştırmak için geliştirildi. Bugün bir bas gitarı bilgisayara bağlayıp kuş sesi çıkartabiliyorsam, bunun tek sebebi teknolojinin sadece müzik için geliştiriliyor olmasıdır. Başka da bir şey değil!

Saçmalamayı kesip işin özüne döneyim ben. Teknoloji öyle menem bir şey ki dokunduğu her yerde kendisini vazgeçilmez kılmayı başarmış. Öyle ki günümüzde içinde gram elektrik bulundurmayan akustik müzik aletlerinin en yalın seslerinin yükseldiği konser salonları bile yüksek mühendislik hesapları ile inşa ediliyor. Bu durum sadece günümüzde değil, tarihi yapıların mimarisinde bile gözlemlenebilen bir gerçek.

En ilkel kabilelerin enstrümanlarından Demo ortamlarına 8-bit müzik yapan scener’lara kadar her tınının içinde teknik mantığın izleri bulunuyor, bense Yahoyt mecrası üzerinden sizlere bu mantığın şimdi nerede olduğunu, nerelere ilerlediğini, genel konseptinden ne anladığımı ve müzik endüstrisinde teknolojinin konumu hakkında bildiklerim, öğrendiklerim başta olmak üzere teknik mantık-müzik ekseni etrafında dönenleri aktarmaya çalışacağım.

Umarım okurken eğlenir, eğlenirken gülersiniz. (ne demekse şimdi bu).

1

Yilin son ayinin ilk gununun bir baslangici beraberinde getirmesine delalet olusunu herhalde ancak Pazartesi olusu ile baglantilandirabilirim.

Az önce aklimi karistiran her seyi parcalayip cope attim, bunlardan birisi vardi ki; onu copten geri almak zorunda kaldim son bir defa bakmak icin. Baktigimda henuz buna hazir olmadigimi fark ettim. 32 yilini doldurdu… Pazardi, ve iPhone’umun su an Genius sayesinde caldigi sarki Sia’dan Sunday… ‘Sunday to be monday, yeah it will be okay’ diyor. Bu serefsiz rastlantilar zaten onu simdiye kadar silip atmama engel olan. Ne diyordum? Suclu ne bendim ne de o, bu yuzden anisini cope atamadim. Sanirim saklayacagim.

Ama geri kalanlaron buyuk kismini bu ironik birinci son gun ile birlikte geride birakacagim galiba. Bulundugum yere gelmeme neden olan olaylar zincirini baslatan guce karsi koymaya calismaktan biktim. Olmasi gerektigi gibi olsun.