Month: February 2009

Herkese yetişmeliyim

Bu ortamlarda zalambOdOnt olarak tanınırım, 2000’de köşesinden dahil olduğum ek$i sozluk topluluğu İstanbul’a gelince sosyal ilişkilerimin belkemiğini oluşturdu. 6 yıl boyunca sayısız kez sistemden uzaklaştırılıp, uzaklaşıp uzahi yoşimbolup tekrar dönme hadiseleriyle sansasyon yarattım (dileyenler zalambOdOnt mahlasını araştırabilir sözlük’te) sistemin içine öylesine işledim ve komünite içime öyle işledi ki, ekşi sözlük’ün ilk tema reklamını (fikrin ortaya çıkış zamanında büyük koordinasyon sağlayan reklamz buna “skin giydirme” diyor) yapma görevi bana verilmişti. Eskiler bilirler ve hayatlarında bunun kattığı değeri asla inkar etmezler, ek$i sozluk’un eskilerinden olmak bana çok şey kattı. Oradan her ayrıldığımda geri dönmek için uğraşmamın sebebi de zaten, o eskilerle aynı organizmanın bir parçası olmanın sağladığı katma değerdi. Bunu şimdilerde çok daha iyi anlıyorum.

Dün ek$i’nin 10. yaşı kutlandı. Robin beni göremeyince endişelenmiş “nerde lan bu” diye sormuş. Eve gitmem gerekiyordu, gidip döndüğümde iyi ki gelmişim dedim. Ve şu girişi yapmama neden olan hissi taddım.

Yaklaşık 4 yıldır görmediğim, ancak 4 yıl önce hemen her günümü beraber geçirdiğim soursummitz tayfası oradaydı, Doubloon bile! Kendisiyle konuşurken şunu fark ettim:

Bir dönem çok fazla insanla birlikte birşeyler yapınca, ilerleyen dönemlerde boşluğa düşülüyor. Facebook profilinde 700 küsür kişi arkadaşın oluyor (tanımadıklarımı asla kabul etmiyorum), bu insanların hepsini biliyorsun, hepsiyle vakit geçirmiş, konuşmuş, bilgi alışverişinde bulunmuş, iş yapmış, kavga etmiş falan oluyorsun. Ancak şimdiki hayatına bakınca, o geçirdiğin güzel zamanların orada kaldığını, şimdi yanında olmadığını fark ediyorsun.

Bir sürü çok değerli arkadaş kazandırdı bana sözlük, (yüzlerce arkadaştan bahsediyorum). Şimdi sokakta karşılaşsam, hepsine karşı gülümsüyorum. Bir ikisi hariç, ki onlar da olsunlar artık. Bu “yüzlerce” insan arasından onlarcası dostum şu an, çok sık olmasa da hemen hepsiyle sürekli görüşmeye çalışıyorum. İnternet üzerinden dahi olsa.

Dün uyurken fark ettim. Yorgun olmamın, normal çalışma saatlerine sahip olduğum halde çok yorgun hissetmemin tek sebebi var, bu kadar çok kişiye yetişmeye çalışmak. Hepsiyle olan ilişkilerimi dengede tutmak. Hiçbirisinin kalbini kırmamak ve hepsine yardım etmek.

Eğer birgün, yanıma yaklaşıp selam verip karşılık alamazsan lütfen kızma, “götü kalkmış” deme. Sadece kendini hatırlat. Emin ol kimliğimin derinlerinde birşeyler sana da yetişmek için canla başla uğraşacak.

Miranda, bağlanır bir anda!

Bugün bir gariplik yapıp, yıllardan beri kullandığım “hepsi içinde” hazır mesajlaşma yazılımlarından (Instant Messenger Client) olan Miranda-IM’i tanıtmak istiyorum.

Miranda ile tanışmam ICQ dönemlerine denk düşer, Mirabilis’in resmi ICQ yazılımı şekerden boncuktan geçilmez, bağlanma fonksiyonunu bile yerine getiremez, megabaytların çok değerli olduğu zamanlarda 10’larca MB yer kaplar hale geldiği zamanlarda (2000’in son dönemleri sanırım) “eaah eytere bea” diyerek bir alternatif arayışımda karşıma çıkmıştı kendisi. İlk görüşte aşk dedikleri şeye yakalanıp hemencik yüklemiş, kapladığı az yer ile ICQ’ya “pis, defol” dememe olanak tanımıştı.

Miranda, temel ihtiyacı iletişim olan kullanıcılara hitap eden bir ürün. Açık kaynaklı ve modüler, yani eklentilerle geliştirilebilir olması IRC’den Jabber’a kadar (adını bile duymadığınız yani) hemen tüm protokolleri destekliyor. O kadar ki, ekran görüntülerinde de görüldüğü üzere kalas görüntüsünü bile, tema destekleriyle uzaysal boyutlara taşıyabiliyorsunuz. Kurulumu sırasında, en genel modülleri soruyor. Ben Miranda’yı ICQ ve Windows Live protokolleri için kullanıyorum. İşin güzel yanı, size ait olan şifreleri sizin bilgisayarınızda saklaması. Miranda’nın birçok protokolü, hizmet veren servislere doğrudan bağlanıyor, arada farklı bir vekil ağ sunucusu ile iletişime geçmiyor. Eskiden öyleydi de şimdi değil diye biliyorum ben.

Uzun lafın kısası, 80072edf gibi abuk şeylerle karşılaşıyorsanız, Windows işletim sistemi kullanıyorsanız, resmi yazılımların reklam kargaşasından nefret ediyorsanız bence gidip yükleyin. Bugün bir Windows Live Messenger bile bağlanamazken, siz çevrimiçi olup dans etmek istiyorsanız illa ki yükleyin.

Ancak bir hatırlatma: Şekerli mekerli abuk subuk surat ifadelerini (smiley) desteklemiyor. Destekliyorsa da eklemeyin o eklentiyi, delikanlı adam hoplayan surat ifadesi kullanmaz!

Google sağ olsun, Spam’ler de Türkçe’leşti

Bir süredir e-posta kutuma takılan bir firmadan bahsetmek istiyorum. Bir İngilizce eğitim CDsi mi ne onu pazarlıyor arkadaşlar. Ancak öylesine bozuk bir Türkçe ki, anlatmaya ne kelimeler, ne başka birşey yeter. Alın siz kendiniz okuyun :)

Bu, sizin İngilizcenizin mükkemel olmaya kadar bir yoldur

Yalnızca bu da değil: Bakınız arkadaşlar başka ne diyor… “Sizin Ingilizcede yeteneklerinizi artırın” ve “Bu, sizin e-mail yazışmanızı kolaylaştırır”

Bu başlık ve içerikler, bir şeyi fark etmeme neden oldu. Google Translate‘den önce böyle şeyler yoktu e-posta kutularımızda. Ne güzel “Enlarge your penis”, “make her happy”, “shock her with your great balls of fire” diye takılıyorduk…

O güzel günlerimiz gitti ve yerine ”
“Büyütmek için penisin”, “onun mutlu”, “yangın sizin büyük topları ile darbe yapmak” geldi…

Acımız büyük…

Cemre’ye gitmek

Gazetecilik jargonunda “Cemre’ye gitmek” diye birşey varmış, bunu dün öğrendim. Çok keyifli katılmcı bir geyik modülü. İşe yeni başlayan tüm gazetecilere yapılıyormuş.

Eğlenceyi bozmamak adına “yemiş” gibi göründüm. Yemedim.

Şimdi birileri kızacak ama…

Allah aşkına Oscar ödülleri kadar ge-rek-siz bir şey var mı? Hayatım boyunca bunların bir tanesini bile takip etmedim, bir tane filmi bile “oha olm şu kadar oskarı var bunun” diye izlemedim. Ne fonksiyonu var bu saçmalığın?

Bir de millet saatlerce muhabbetini yapıyor, bu kadar ödül almış böyle de şöyle oh oh mis mis şeklinde. Kuzum gerçekten başka işiniz yok mu? Bu ne abi, yok hangi yönetmen neyi almış, yok maymunları üç defa tokatlayan kim yabancı olmuş vs.vs. Böylesi bir vakit kaybı olabilir mi?

Ödülü aldı diyelim tamam hacım aldı biri ödülü, ne değişiyor? Millet uzaya giden yenilikler mi yaratıyor? Oscar alması ne anlama geliyor? Adam önceki kimliğinden farklı bir şey haline mi geliyor nedir? Ne bu ya…

Oscar muhabbeti yapmayın civarımda lütfen, bunları söylemek istiyorum ama kırılırsınız diye ağzımı açmıyorum. Oldukça gereksiz bir şey manyaklar gibi bunları takip etmek, delicesine “abi o bunu kapmış şu onu almış herif 15 defa aday gösterilmiş abi ağğğbiieeaaa” şeklinde konuşarak. Aman ne kültürlüsünüz, mantar gibisiniz hatta.

Conor Pierce’i tanıma partisindeydim

Dün akşam benim için sonu sabaha karşı 4 buçukta bitecek bir lansman partisindeydim. Volkan (adam olan), eşi Güneş ve Attila ile oldukça verimli bir akşam geçirdik.

Aslında parti Nokia 5800 için düzenlenmişti. Telefonu zaten görmedik yer kalmamıştı gerçi, bu yüzden ben, Volkan ve Attila için aslında parti beşbin sekizyüz lansmanı değil Imfred de Jong’a Hoşçakal, Conor Pierce’a merhaba deme partisiydi.

Imfred için de, Conor için de bir terfi yaşanmış Nokia yapılanması içinde. Imfred artık Nokia Avrasya’nın satış operasyonlarının yetkili ağızı olması beni oldukça mutlu etti. Kendisiyle öyle ikili ilişkimiz olmasa da, Türkiye gibi dinamiklerin tamamen ilişkilere bağlı olduğu bir pazarda oldukça başarılıydı bana göre. Bayilerle arasını çok çok iyi tutuyordu bu durum onu oldukça başarılı kılan -bence- birincil etkendi.

Conor’u hiç tanımıyorum, ancak duyduğum kadarıyla adamcağızın Türkiye pazarıyla ilgili hiç bilgisi yok henüz. Nasılsa işin başına gelmeden blogcuları takip edip 5800 (kendisi beşbin sekizyüz dedi ancak bizimkiler ellisekiz çift sıfır demeyi uygun görüyor sanırım) hakkında yazılanları beğendiğini söyledi. Blogları takip edip pazar hakkında sorulan sorulara “daha yeni geldim” diyerek geçiştirmesini garipsedim açıkçası.

Çok keyifli bir insan Conor, daha ilk cümlesinden itibaren Attila’ya dönüp “içimizde bir İrlanda’lı var artık” esprisini yapmak istedim ki, kendisi benden hızlı davranıp “İrlanda’lı bu” diyerek hevesimi kursağımda bıraktı…

Ona buradan “Welcome aboard mate!” demek istiyorum. Umarım yeni görevinde başarılı olur. Dublin”den sonra burada oldukça zorlu bir maraton bekliyor kendisini :)

Gelelim partiye. Fazla kalmadık aslında, konser başlayınca “e hadi bize müsaade” dedik içimizden ayrıldık ortamdan. Oyungezer ekibinin bir kısmıyla tanıştım, eğlenceliydi. Timur abiyi gördük, şakalaştık o da güzeldi, sonra basından arkadaşlarla lansman gazetecilerini çekiştirdik biraz, sonra silkinip “eheh” dedik. Sürekli birbirimize bakıp güldük vs. Öyleydi yani. Bildiğin parti işte.

Naz Ghetto’yu oldukça iyi çeviriyormuş bu arada, en son gittiğimde akustik epey kötüydü, yeni birşeyler yapıp yapmadığını sorma fırsatım olmadı ama mutlak birşeyler yapılmıştı mekana, her ne kadar Ghetto’ya saygım sonsuz olsa da çıkıverip şöyle bir istiklal turu ardından Volkan’ın LOG’a gittik. Attila yolun yarısında bizi yüzükoyun bırakarak evine, işinin başına döndü.

LOG önümüzdeki dönemlerde bomba gibi projelerle geliyor bu arada, Volkan biraz bahsetmişti daha önceden, ben de bir şekilde tahmin ediyordum (seziyordum) zaten. Basılı mecranın geleceğini tartıştık biraz ve hemen hemen aynı paralel evrenlerde dolaştığımız sonucuna ulaştık. Gevezelik yapa yapa bir süre Sony XEL-1 OLED TV’yi denedik, kendisi ile ilgili tek bir lafım var: Şeytan icadı! hayatımda böyle seksi bir şey görmedim ama, Türk insanı bundan anlamaz, büyük ekran ister, öyle çekirdek ebadına itimat etmez. Hızlı incelemenin ardından bir süre CSS okuduk, uzunca bir süre öyle konuşup durduk.

Eve vardığımda saat 04:35’ti ve aklımda basılı ve görsel dünyanın geleceğine dair çok enteresan şeyler vardı.

Size benden söylemesi, yakın gelecek güzel şeyler getirecek.

Alemşah’ların başına nur doğdu!

Alemşah Öztürk’ü tanımayan çok az insan var sanırım, yılların antifit‘i ama konu onun antifit veya fullfit olmasıyla alakalı değil.

Geçtiğimiz akşam (2 Şubat gecesi) enteresan şeyler görmüşler. Uzaysal bir kısım iletişim araçlarıyla onlara bir mesaj gönderilmiş olabileceğini söylüyor. Şahit olmuşlar ancak herhangi bir şey görmedim ben, belki sadece onlara görüldü. Yine de uzaya ve uzaylıların dostluğuna inanan bir bünye olarak, bu paranormal aktiviteye inanıyorum ben. Mutlaka bizimle iletişime girmeye çalışıyorlar.

Konu ile ilgili olarak Ali Eren Eskitepe kendi sitesi bilimötesi.com‘da bir açıklama yapmış. Alemşah’ların videosu da orada duruyor. Ben tırstım, bence siz de tırsın.