Day: March 31, 2009

Tontişi göstermeden sweat-shirt çıkarma

Efendim, sabahları ve akşamları motor üzerinde ofise gel-git yaptığımdan, havalar da malum, bir açıp bir kapadığından biraz lahana formatında giyinmek durumunda kalıyorum.

İş bu sebepten, fanila üstüne sweat-shirt, onun üstüne t-shirt ve üstüne korumalı mont ile işin içinden çıkabiliyorum ve fakat, ofiste yer alan cehennem sıcaklarından ötürü, bu t-shirt altındaki sweat-shirt, terlemeyi pek sevmeyen bendeniz için bir işkence haline geliyor.

Aha da bu sebepten, uzun zamandır uyguladığım “tontişi göstermeden” sweat-shirt’ü t-shirt’ün altından çıkarma tekniğini sizlerle paylaşmak istiyorum.

  1. Öncelikle -varsa- kask, gözlük, küpe, piercing gibi takılması durumunda korkunç acıya yer verecek her şey kafadan sıyırılır (peruk dahil)
  2. Sağ kol, t-shirt ve fanilanın kolu tutularak gövdeye doğru çekilir, kol bir şekilde tontişi göstermeden t-shirt ve sweat-shirt arasından geçirilerek t-shirtten çıkarılır.
  3. Bu aşamada, t-shirt’ün altındaki sweat-shirt, bir kolu çıkık şekilde kalmıştır. T-shirt ise düzgün giyili durumdadır.
  4. Sweat-shirt, yani alttaki katman, kafanın çıktığı delikten tutulmak suretiyle kafa, sweat-shirtten kurtarılır, bu aşamada sağ kol da aynı delikten çıkarılmalıdır. Bu aşamada, alttaki katmanın sadece sol kol tarafı giyili durumdadır.
  5. Sol kolda bulunan alt katman, yani sweat-shirt tutulmak suretiyle çekilir. Ve sweat-shirt’ün tamamı t-shirt’ün sol kolundan çıkana kadar çekmeye devam edilir.
  6. Tebrikler, tontişi göstermeden üzerinizdeki katmanlardan altta olandan kurtuldunuz.

Bu da videosu:

Tontişi göstermeden Sweatshirt çıkarma teknolojisi. from Meriç Kara on Vimeo.

Orada tanıdıklarım olurdu

Ufak bir yerdi, çıktığımda herkes arkadaşım olmasa da, tanırdım. Oralarda sürdüğümde illa ki birileriyle selamlaşırdım.

Hair’i ilk orada izlemiştim, oranın sokaklarında plakla arabacılık oynamıştım, iki teker üzerinde durmaya da orada başlamıştım. Oradaki sokaklarda pedal çevirerek ilk yarışımda üçüncü olmuştum, oradaki sokaklarda pedal çevirerek bir kariyer yapabilirdim, oradaki bir okulda kulaklarım çekildi, oradaki bir okulun müdürü çok iyi bir yarışçı olabilecekken “ders çalış, beni millete rezil edeceksin” dedi…

Oradaki öğretmenler hayatımı kontrol etmeye çalıştı, oradaki öğretmenler beni aşağıladı, oradaki öğretmenler yüzünden, şimdi öğretmen olan kimseyle ilişkimi “merhaba merhaba”dan öteye tutmuyorum; hatta ne yalan söyleyeyim, geçtiğimiz yıl flört etmeye yazdığım bir kızın, öğretmen olduğunu öğrenmemle kıçıma vura vura topuklarımı uzaklaşmam bir olmuştu…

Ama ufak bir yerdi, herkes tanırdı beni, sevmeseler de “naber lan” derlerdi.

Bir sahil şeridi vardı, kış ya da yaz fark etmez, herkes sahilde dolaşırdı. Ben tek başıma gidon tutardım, herkesle selamlaşırdım. Uzun sürmeyen bir yolculuk sonrasında o ufak yerin, yine ufak yazlık kasabasına giderdim, orada küçücük bir şeritte, 18 yaşına gelmemiş oğlanlar babalarının arabalarıyla kızlara hava yapardı, ben direksiyon tutardım, onlara da selam verirdim. Bazen kirvemin oğluyla şehirden kaçarak, kenar mahallelere tırmanırdık. Kenar mahalle dediğime bakmayın, deniz seviyesinden 800 metre yükseğe çıkardık, yokuş aşağı hızlıca inmek için… Bi bilseler bizimkiler, kesin dayağı yerdik, ama yine de giderdik.

Geceleri yine, o ufak yerdeki gibi çıkıyorum, kafamda kask olduğundan mı, bilmiyorum, kimse beni tanımıyor. Birilerine selam vermek istiyorum, ama kimse sahilde dolaşmıyor.

O ufak yer gibi gelmiyor. Gidon da, sahil de, ben de.

Orayı özlüyor muyum, yoksa o zamanlarki dünyadan habersiz, insanlardan habersiz, herkese selam verebilen, herkesi sevebilen, kimseden karşılık beklemeyen beni mi özlüyorum, her şeyin güzel olacağına dair bir umudu olan salağı mı özlüyorum, gerçekten bilmiyorum.