Month: December 2009

Bu konuda çok ciddiyim.

Ansiklopedik olmadığı sürece bir şeyi okumayı hiç sevmiyorum. Okuduğum şey, anında bilgi olarak dönmeli bana.
Sırf bu yüzden akademik metinleri de sevmem. Zengin görünsün diye uzattıkça uzatırlar konuyu; derinlemesine analiz yapar gibi görülür ama aslında onlarca sayfa arasında anlattığı hiçbir şey yoktur. Bilgi kırıntılarını cımbızla seçmek zorunda bırakılırsınız hep.

Özellikle ders kitapları, şişirilmiş yorumlardan ibarettir. Ders kitaplarında sayfalarca şey okuyup, hiçbir şey öğrenemediğimden, o boş sayfalardaki bilgi eksikliğinden dolayı ders çalışmayı hiçbir zaman sevmedim. Bu yüzden derslerim hep kötüydü. Onların yerine hep ansiklopedi okudum liseden mezun olana kadar.

Birileri, benim gibi düşünüyor mudur acaba?

Best Buy Türkiye’de (Mavi Tişörtlüler geldi!)

Best Buy, iki seneyi aşkın pazar araştırması ve fizibilite çalışmasının ardından, tüm konumlandırması ve çalışan altyapısı incik cıncık planlanarak Türkiye pazarına sonunda girdi.

Best Buy, Avrupa’daki ilk mağazasını İzmir’de açtı açacak, şu an Balçova’da büyük bir telaş ve heyecan var biliyorum.

Dünya’nın en büyük tüketici elektroniği perakandecisi Best Buy’ın toplamda 9 markası ve 155 binden fazla çalışanı bulunuyor. Firmanın müşteri ile doğrudan etkileşime giren çalışanları ikiye ayrılıyor, Mavi Tişörtlüler ve Geek Squad. Geek Squad çok daha rafine teknoloji bilgisine sahip, hazırcevap ve her konuya hakim her mağazada mağazanın en merkezi konumunda bulunacak, işi satış olmayan, tüketicinin en kazık sorularına cevap vermek olan bir ekip. Mavi Tişörtlüler ise bilindik sıradan satış danışmanlarından çok farklı olarak, müşterinin ihtiyacına uygun ürünü seçmesi için yardımcı olmak üzere yetiştiriliyor.

Yani Mavi Tişörtlü’lerin amacı size pahalı olanı satarak primlerini doldurmak değil, ihtiyacınız olanı satın almanızı sağlamak ve satın aldığınız ürün konusunda sizi bilgilendirmek.

Bu günümüzde hemen her teknoloji marketinde duymaya alıştığım “o reyonla ben ilgilenmiyorum diğer arkadaşlara sorun” cümlesinin soğuk gerçekliği karşısında tokat gibi yükseliyor.

Firma zaten daha web sitesiyle esasen ne kadar farklı olduğunu gösteriyor. Yabancı sermayeli rakiplerinin aksine, bir katalog sitesi yerine, tüketiciye bilgi veren tonla makaleyle dolu şekilde yayına başladı bestbuy.com.tr. Gamers Club adında kurmaya hazırlandığı ve Türkiye’li oyuncuların kalbini 12’den vuracak planların yapıldığını bildiğim bir oluşum bu.

Global pazardaki birikimini Türkiye pazarında nasıl kullanacağını ve elde edeceği sonuçları sabırsızlıkla bekliyorum. Umarım, akıllarından geçeni yaparlar ve yine umarım, başarıları Türkiye’de teknoloji tedarikçilerinde kemikleşmiş “ürünümü satarım, bilançoma bakarım” zihniyetine büyük bir balta vurarak genelin kalitesini yükseltir.

Bu arada, söylemeden duramayacağım. Alienware’i getirdiler. Slingbox’u da getirdiler. Helal olsun. N810’u da getirirlerse tüm Geek’lerin kalbini yiyecekler.

Afiyet olsun ne diyeyim.

Aidiyet

Bin beşyüz farklı yerde farklı şekillerde dile getirdim muhtemelen, bir daha dile getireyim. İnsanın hayata bağlı kalmasının en önemli nedeni bana göre aidiyet. Bir şeye ait hissetmeye çalışıyoruz, bir takıma, bir partiye, bir düşünceye, bir kadına, bir anneye, bir babaya kardeşe, arkadaşlara, sosyal statüye… Hiçliğe düşünce sigaraya, içkiye, uyuşturucuya. Hiçbir şeye ait hissedemediğimizde uyku hapına, ipe, boşluğa, rüzgara, mermiye… Bu “ait” olmanın en kolay yolu, şehire ait olmak. Çünkü şehir senin aidiyetini asla reddetmez. Ama kadın eder, anne veya baba eder, uyuşturucu eder, hatta mermi bile eder. Ama şehir asla aidiyetini reddetmez. Yapamaz çünkü, senin gibi çaresiz milyonlarca insandan beslenir şehir. Ben şehire ait olmak yerine bir kadına ait olmayı yeğlerım. Gerçi hoş, aidiyetimi kabul eden kadın daha çıkmadı ortaya. (Depresyonlarda bu hafta)